Filtered Words

Lucretius 2200 sene önce ne demişti?

Doğanın sana haykırdığını görmüyor musun
acının uzaklaşmasını talep edişini
acının bedenininden gitmesini,
ve böylece hiç ilgiye ihtiyaç duymadan
korkuya filan da ihtiyaç duymadan
sadece keyiften neşelenebilir doğa
 
bedenimizin doğasının da
acının giderilmesi haricinde
pek az şeye ihtiyacı vardır
 
Şimdi, bize zevk veren onca şey var sanılırken
doğa bunlara hiç aldırış etmez
eğer evler
sağ ellerinde gece şölenlerine meşaleler tutan
altın heykellerden yoksunsa
eğer evler
gümüşle ya da altınla ışıldamıyorsa
ya da çalgılar yaldızla kaplı duvarlarda yankılanmıyorsa
ne çıkar bundan
insan kendi başına
yumuşak çimen üzerinde bir ırmak kenarında
uzunca bir ağacın dallarının altında
hiç çaba harcamadan, zevk alabilir
bedenini yenileyebilir, hele bir de
hava gülümsüyorsa ve mevsimler
yeşil otlar arasında çiçekler dağıtıyorsa etrafa…

Lucretius, On the Nature of Things - Book II

Do you not notice nature barking out
her one demand, that pain be kept away,
divorced from body, so that, free from care,
free from fear, she may derive enjoyment
in her mind from a sense of pleasure?
Hence, we see that for our body’s nature                                                   
only a few things are truly needed—
the ones which do away with any pain.

Now, although there are also many things
which can more agreeably at times
provide us many pleasures, for her part
nature does not seek them—if houses lack
golden statues of young lads with right hands
holding flaming torches out, so that light
may be provided for nocturnal feasts,
if the home does not glitter with silver
or gleam with gold, or if harps do not make
gilded panels on the ceiling echo,                                                      
nonetheless, when, in their own company,                                     
men lie beside a river on soft grass,                                                             
under the branches of a towering tree,
and, with no great effort, enjoy themselves,
they restore their bodies, especially
when the weather smiles and annual seasons
scatter flowers across the greening turf.

"Anomik insanın durumu nedir? Önce buna göz atalım. Başlangıçta onun yalnız, anlamsız ve çöküntü içinde olduğunu düşünebiliriz. Derinlerde gerçekten de böyledir. Ama klinik deneyim bu insanların en azından bir bölümünün yüzeysel de olsa imrenilecek bir gündelik uyum gösterebildiğine işaret ediyor. Mesleğinde başarılı, iyi eş, iyi anne-baba, iyi yurttaş olabiliyor. Belli siyasal tercihleri, sanatsal beğenileri, zevk aldıkları şeyler olabiliyor. Yakından baktığımızda belli bir hakikiliği olan ama gene de sahte bir kendilik geliştirdiklerini görüyoruz. Yüzeydeki uyumun ardında derin bir anlamsızlık, inançsızlık, boşluk var. Aslında yaşamlarının büyük bölümü iç dünyalarına ve zaman zaman da dışarıya artmış bir dikkatle yaşıyorlar. Bir türlü kendiliğinden olmayı başaramıyorlar. Adeta yabancı bir dünyada hata yapmadan yaşamaya çalışıyorlar. Bu insanları düşüncesi sürekli olarak gündelikliğin ötesine gidiyor. Kendileri kaptıramadıkları bir dünya içinde yaşarken daima köktenci düşünceler dolduruyor zihinlerini…"

Bir Ses Gelseydi Eğer, Şeyh ve Arzu, Saffet Murat Tura

yakincografya:

I think people talk too much; that’s the truth of the matter.  I do. I don’t believe in words. People use too many words and usually  wrongly. I am sure that in the distant future people will talk much less  and in a more essential way. If people talk a lot less, they will be  happier…
Sanıyorum, insanlar pek çok konuşuyorlar; işin doğrusu bu. Ben de  öyleyim. Sözcüklere inanmıyorum. İnsanlar pek çok sözcük kullanıyor ama  genellikle yanlış kullanıyorlar. Uzak bir gelecekte, insanların çok daha  az ve daha özlü bir biçimde konuşacaklarına eminim. İnsanlar daha az  konuşsalar, daha mutlu olacaklar…
Interview with Michelangelo Antonioni in          Rome, July 29, 1969 by Charles Thomas Samuels

Reblogged from yakincografya

yakincografya:

I think people talk too much; that’s the truth of the matter. I do. I don’t believe in words. People use too many words and usually wrongly. I am sure that in the distant future people will talk much less and in a more essential way. If people talk a lot less, they will be happier…

Sanıyorum, insanlar pek çok konuşuyorlar; işin doğrusu bu. Ben de öyleyim. Sözcüklere inanmıyorum. İnsanlar pek çok sözcük kullanıyor ama genellikle yanlış kullanıyorlar. Uzak bir gelecekte, insanların çok daha az ve daha özlü bir biçimde konuşacaklarına eminim. İnsanlar daha az konuşsalar, daha mutlu olacaklar…

Interview with Michelangelo Antonioni in Rome, July 29, 1969 by Charles Thomas Samuels

"It may be asked whether and how far I am myself convinced of the truth of the hypotheses that have been set out in these pages. My answer would be that I am not convinced myself and I do not seek to persuade other people to believe in them. Or, more precisely, that I do not know how far I believe in them."

Sigmund Freud, Beyond the Pleasure Principle, 1920

"O sabah iyice anladım, en ufak bir şüphe kalmaksızın anladım: Aykırı, saçma, inanılmaz şeyler kadar, mucize soyundan şeyler kadar boş, tatsız, onlar kadar sıkıcı, bunaltırcasına sıkıcı hiçbir şey yoktu dünyada. Kafamızı, gönlümüzü onlardan daha az besleyen hiçbir şey olamaz. Öfkem kabarmıştı, mucize kurumuş bir ağaç, kökleri de dalları da olmayan bir gövdedir diye düşünüyordum. Dinlerin mucizeyi Tanrı’nın bir gösterisi saymaları şaşırtıcı. Tanrı’nın kendi kendisiyle çelişmeye, kendini inkara, kendi kurduğu düzeni askıya almaya neden ihtiyacı olsun? Böyle bakıldı mı, mucize ancak bir şeytanın, hem de öyle pek zeki olmayan, pek de becerikli olmayan abuk sabuk bir şeytanın gösterisi olabilir."

İğreti Surat, Marcel Aymé

"

Equilibrium is when all the weights are resting on the ground, with all ATP lying around dead as ADP, like guests at a Mafia shoot-out. On a cosmic scale, equilibrium is when the Sun gone out and is no longer able to drive lighter weights upwards. On a personal scale, equilibrium is when all our weights have fallen, all our ropes broken, our pulleys scattered. No longer can a protein be built from its components; all the proteins have decomposed. All our eloborate structure has decomposed: gone are the proteins that catalyse our reactions and constitute our structural filaments and packaging, gone are the lipids of the membranes of our cells, including those repositories of consciousness, our neurons; gone are the little molecules that scurry through the body with their vital messages, gone are the carbohydrates that power our movements and the movements confined to the brain, our thoughts. Gone, then, is that most personal thought of all: I am.

… We need to know that we stardust, we children of chaos, we spreaders of light, are inescapably destined to decay.

"

On Being, Peter Atkins, 2011

“Far better an approximate answer to the right question, which is often vague, than an exact answer to the wrong question, which can always be made precise.”


The future of data analysis, John W. Tukey, 1967

"According to one ethical view, whose deeper motivation will become clear to us presently, this readiness for a universal love of mankind and the world represents the highest standpoint which man can reach. Even at this early stage of discussion I should like to bring my two main objections to this view. A love that doesn’t discriminate seems to me to forfeit its own value by doing an injustice to its object; secondly, not all men are worthy of love."

Civilization and Its Discontents, Sigmund Freud

"Ah gerçek bir yetişkin olabilsem! Çocukluğu ve gençliğiyle tüm bağlarını koparmış, borçlu olduğu, özleyeceği herşeyi tüketip bitirmiş birisi olarak yaşama şu anda tekrar başlayabilsem. Ama boşuna; çoğumuz, umutsuzca ülkesine geri dönmeye çalışan, geleceği aslında geçmişi olan zavallı Odyssseus’a benzeriz. Her geri dönüş hikayesi, gelecek olarak geçmişimizi seçmektir aslında. Yine de geçmişin bu denli belirleyici olabilmesi saçmalık değil de ne? Yemyeşil, gür bir ormanın çorak bir yamaçta büyümesi mümkünse, geçmişi olmayan bir gelecek edinmek de neden mümkün olmasın?"

Kusma Kulübü, Mehmet Eroğlu

Bütün Yolculuk Boyunca Hasret Ayrılmadı Benden

Bütün yolculuk boyunca hasret ayrılmadı benden
gölgem gibi demiyorum
çünkü hasret yanımdaydı zifiri karanlıkta da
Ellerim ayaklarım gibi de değil
uykudayken yitirirsin elini ayağını
ben hasreti uykuda da yitirmiyordum
Bütün yolculuk boyunca hasret ayrılmadı benden
açlıktı, susuzluktu demiyorum
sıcakta soğuğu, soğukta sıcağı aramak gibi de değil
giderilmesi imkânsız bir şey
ne sevinç ne keder
şehirlerle bulutlarla türkülerle de ilgisiz
içimdeydi dışımdaydı
Bütün yolculuk boyunca hasret ayrılmadı benden
zaten elimde ne kaldı bu yolculuktan
hasretten gayrı

Nâzım Hikmet (yayımlanmamış şiir)